• Şubat 27, 2021

Anasayfa

SİNEMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ARPALIĞINA NELER OLUYOR.

SİNEMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ARPALIĞINA NELER OLUYOR.

Mor Taka’nın Kaptanı

Mor Taka’nın Kaptanı

XUAN QUYNH (SUÂN QUİN)

XUAN QUYNH (SUÂN QUİN)

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

UDAYA NARAYANA SİNGH

UDAYA NARAYANA SİNGH

THOMAS HARDY

THOMAS HARDY

TANİGUÇİ (YOSA) BUSON

TANİGUÇİ (YOSA) BUSON

SUHEİR HAMMAD

SUHEİR HAMMAD

SUAT TAŞER

SUAT TAŞER

SAKEN SEYFULİN

SAKEN SEYFULİN

RAFAEL ALBERTİ

RAFAEL ALBERTİ

MOR TAKA, SEYİR DEFTERİ: 21

Merhaba,

Mor Taka’mızın 21.sefer saıysı tamamlanmış, takamız limana girmiştir.

Pandemi hızını kesmiyor. Bir çok dostumuzun kriminal sürece tabi olduğu haberini üzüntüyle alıyoruz. Bu belâ taşları yerinden oynatmaya yetti. Ölümün sıradanlığını öğretmeye yetti. Bir odada ayrı dünyaların kurulmasının nedenselliği oldu.

Dergimiz yayına girmeye hazırlanırken kötücül bir kaza oldu! Üzerinde çalıştığım önsöz  metnimi bitirmiştim ki,klavyenin azizliğine uğradım. Farkında olmadan yeni oluşturduğum bir yazıyı dosyanın üzerine kaydedince yazımız sırra kadem bastı. Ayırdına vardığımda iş işten geçmişti. Uzatmalarda, son dakika golünü yedim. 

Birkaç sene önce üzerinde çalıştığım romanın (yedeklemeyi geciktirdiğim için) iki bölümünün başına gelmişti aynı kaza.

Güzelim dolmakalemleri ve mürekkebi süs olsun diye mi bekletiyoruz ki? Bizim zamanımızda; yazarın mürekkebi dolmakalemde, ressamın boyası palette kurumazdı… (tam burada tebessüm ikonu konmalı )

*

İnsanı nesneye dönüştürecek ne yaptık biz?

Sinemaya özveriyle geçen 10 yılda olanca gücümle yüklendim. Senaryolar, belgeseller, kısa ve uzun metrajlar… Kameralarla yattım, projelerle uyandım. Şunu gördüm. Bir işin içinde akçe varsa orda korkunç bir insan pazarı var.

Orada kocaman bir kaos ve bencillik var. İnsan alanlar, insan  satanlar. Çeteleşmeler, emek hırsızları, rüşvet, talan, çelme atanlar…

Sektörle pek işim pek olmadı. Orası tam cadı kazanı. Şaytana bile pabucu ters giydiriyorlar.

Sinema Genel Müdürlüğü bünyesi azgın engerek yuvası. Her yıl desteklendiği iddia edilen bütçe sinema mafyasına, kurulmuş tezgahların kasasına akıyor. Sanatın kutsallığına inanan idealistler olarak uzun yılların tecrübesiyle dersimizi ezber ettik. Devlet müdavimlerinin ve jüri mafyasının acayip hokkabazlığını şerh eyledik! İtirazı olanlar yüksek sesle konuşabilirler.

Hâyâl aleminden sıyrılıp dünyaya döndüğümde, gördüm ki; Acayip dünyada kimse kimsenin yarasına merhem sürmez olmuş. Alınıp verilen bir selam kalmıştı, o da menfaat yoksa alınmaz olmuş. Alınıp satılan en değerli şey ‘gül’ değil, insanlık olmuş!

Küreselleşme ve çıkarsamalar bu insan kıyımını, bu yabancılaş(tır)mayı nasıl becerdi?

Bizler de geçen yıllardan paydamıza düşeni aldık. Okumalarımı yazmalarımı hiç aksatmazken; davetlere icabet edemedik. etkinliklerden uzak kaldık.

Gözden ırayan gönülden de ırak olurmuş.

Böylesi iyi mi oldu? Steril ve temiz bir çöplük bıraktık geride.

*

Geçen yıllar içinde disiplinden kesildim, nerede boş sayfa, kâğıt parçası

buldumsa oraya yazdım. Hangi kitabı açıyorsam orada terk edilmiş bir şiirimi, ya da yazımı sahibini bekliyor buluyorum.  Kitap aralarına sıkışmış, çöpe gitmemiş kağıt parçalarında aynı kaza sürüyor!

*

Geçen zaman içinde Mor Taka’yı kapatmamı yanlış bulanların şikayetleri hep geldi. Bir gönül dostu: Nazif Gürdoğan ağabey defaten arayıp, ‘Reis, çıkar şu Mor Taka’yı, sal okyanuslara artık…’ sitemiyle yüzleştim. İstiyordum zorluğunu bildiğim için hep öteledim.

Basılı bir mevkute çıkarmak her editörün düş hanesinde yatan aslandır biliriz de; gelin görün ki; bir reel derginin özellikle, matbu ve dağıtım aşamasının zorluklarını dergiciliğin mutfağındakiler çok iyi bilir.

Bir sanat sitesi ve e-derginin internet ortamında yayınlanma süreci kolay gibi görünüyorsa teknik olarak beceri ve bilgi birikimi gerekiyordu. Güzel tarafı ‘an’ itibarıyla milyonların okumasına  ulaşma hızı ve kolaylığını yadsıyamazdım. Dijital ortam beni hep düşündürmüştür. Sanat ve estetik bilincin ötesinde teknik bir altyapı gerekmekteydi. Konuyu sesli tartışırken bir dosttan; A.Vahap Altın’dan ses geldi: “Hocam biz ekibimizle hazırız, teknik donanım için hizmetinizdeyiz.”

Hayal iken gerçek oldu. İlk sayımızı (Modr Taka’nın devamı olarak 20.sayımızı) çok hızlı hazırladık. Eski şair ve yazar dostlarımın katılımı gecikmezken, gençler; özellikle Mor Taka’nın rahle-i tedrisinden geçenler, vaktiyle dergide yer bulmak için yarış edenler, ufaktan bir isim oluşturunca (veya zannedenler) maalesef davetime icabet etmeyi bahanelerle ötelediler.

Altı yaşındaki torunum bile bir şey isteyince; “Çok işim var dede!” Diyor.

Bunu yazmayı hiç istemezdim, lâkin gönül bu, bir tarafa koyuyor!

İnsanı küreselleşme felaketi elemente/nesneye dönüştürecek kozmik vefasızlık ve “insani” kırılma nereye gidiyor?

*

Gelecek süreçte zihnimizi daha çok vefa ve akletmenin türevleri meşgul edecek gibi.

Biliyoruz ki poetik akıl ve  şiir estetiği, imge ve kavram tartışmaları, temaşa – yaşam – yazınsal ilişkiler dünya medeniyeti ile yaşıttır, öyleyse;

Şiiri, yazınsal ütopyayı hayat iklimine evirecek estetiği, kurguyu, imgeselliği, rengi, dokuyu, ritmi, dünyayı daha karmaşık hale sokan zihin zamanı anlamakta zorlanıyor.

Benzeşmelerin, kavram karmaşaları içinde düşün(dür)ebilme dayatmasını; nesnel, soyut, müphem, kemik, yaklaşılamaz olunanı belli ki daha çok tartışacağız. Basit olanı sadelikle karıştıran zihin yapısına kadar olanca hızıyla.

*

Mor Taka eski karakterinden ödün vermeyecek. Dostlarıma hakaret eden hiçbir eleştiri ne sohbetimde ne de dergimizde yer bulamayacak. Bu etik ve insani olanı ihlal ettiği için çoklarıyla hukukumu rölantiye almak zorunda kalmıştım.

*

 ‘Kimse’nin dini, dinsizliği, dili, milliyeti, dostlukları, düşmanlıkları, kanseri kendisini bağlar.

Etik ve estetik olanlarlar MOR TAKA tarzını ve tarafsızlığını sürdürecektir.

Herkes kucağındaki taşları edep ve ahlak kriterleriyle dökecek elbette, döksün! Yeter ki ayrıcalıklı olduğunu dayatmasın.

Nef’i halimize tercüman olsun:

“hem gülüz hem bülbülüz germiyyet-i aşk ile biz

dâğ-ı derde şu’le vü şem’-i gama pervâneyiz

rind-i aşkız hâsılı nef’î-yi bîpervâ gibi

âşinâya âşina, bîgâneye bigâneyiz”

*

Yazınsal pandomi, yazdıklarını kutsal metin gibi gören güruhun, bilmediğini bilmeyenlerin hezeyanları hızını kesmedi, her zaman var olacaktır. Paylaşım sitelerinde sanat ve edebiyat yolculuğunu takip etsem de genç kuşak şiiri adına geride on yıllık bir boşluk bıraktığımın bilincindeyim.

Keyifle izlediğim farklı, yeni bir sesin müjdesini verenlerin kadar akıl dolu şiirleriyle genç bir kuşak farkındalıklarıyla doludizgin geliyor.

Bu yoğun şiir arenasında aceleye getirip ‘zar atmak’ kolay değil, sorumluluk istiyor! Geçmişte aklı başında işler yapan bir çok genç kalemden bugün ses seda çıkmıyor.

Şiiri yeniden kuracak estetik serüvencilerden hiçbir zaman umudumu kesmedim.

Zaman her aklın hocası değil mi.

*

Hep kafa yorduğum şey sanat neyin karşılığı olduğuydu. Ya da poetik alana sıkıştıralım; şiir neyin karşılığıydı?  Çok fazla yazıldığı halde neden çok az itibar görüyordu? Sanatın hiyerarşik çatısı yok edildi. Keşke niteliği esas alan para eder bir nesne olsaydı şiir. Kapitalist talancılar şiire el atar, şaire katma değer pazarı kazandırırdı.

Nitelik ötelenirken; ruhunu putlarına satmış şairi zenginleştirip köleleştirmesi daha kötücül olmazdı.

Seksenli yıllara kadar ideolojik temalarını öne çıkaran şairler mercek altında hafiyesi sıkı takipteydiler. Düşünce suçu işleyen şairin (yazarın) siyasi baskıya maruz kalıp Yusufiye medresesinden geçmeme lüksü yoktu. Boğanın altında buzağı arayanlar fark etme adına en azından kitaplara dokunuyor, inceliyor, okuyordular.

Bu nicel okumalar kitaplarla yüzleşmeyi nostalji olarak dip not alabiliriz.

Çok parçalı bellek kendi şiirini yazıyor. İyi de ediyor.

Sanırım z kuşağı diyorlar. Yeni edebiyatımız hâlâ çok yeni ve deneysel.

Dönüşme ve dönüştürme bilincimiz hâlâ çok kapalı. Zenginleştirmenin ayırdına varılıp, etkin metinlerle nitelikli, doğru ilişkiler kuran taşıyıcı şair ve yazarlara en çok ihtiyaç duyduğumuz zamandır.  Doğru soruları soracak üst aklın zafiyeti ve bellek yetmezliği, farkında olunmadan kavram karmaşasına neden olsa bile.

*

Biliyoruz ki poetik akıl ve  şiir estetiği, imge ve kavram tartışmaları, temaşa – yaşam – yazınsal ilişkileri neredeyse dünya medeniyeti ile yaşıttır. Şiirin ne olup olmadığı, üzerine herkesin uzlaşacağı bir tanımı hiç de merak etmiyorum.

Şiiri hayat iklimine eviren estetiği içinde, rengini, dokusunu, ritmini anlamaya çalışırken; nesnel, soyut, müphem, kemik, yaklaşılamazlığı tartışmaları hep olacak, olmalı.

Son yüzyılda onlarca evrim geçirirken şiirin şekilciliğiyle uğraşıldı, ne’liği tartışıldı. Dil ve anlaşıla bilirlik üst başlığı ile oturumlar açıldı, oturumlar kapandı. Bugün geldiğimiz yerde hâlâ bunu tartışıyorsak, toplumsal hafıza sorunsalıyla yanlış izlek üstündeyiz demektir.

21. SEFERİMİZ GENE DOPDOLU

Kaldığımız yerde sürüyor yolculuğumuz. Yeni sayımızda, Türk ve dünya şiirinin ve edebiyatının nabzını tutmaya devam ediyoruz.

Şiirimizde vesayet ve iktidar etiği poetik dosyamız.

Özdemir İnce söyleşi konuğumuz oldu. Şairi ve şiiri konuştuğumuz çok katmanlı bir söyleşi yaptık.

Hayati Baki ile yaptığımız “intihar diyalogu ya da Azrail’le satranç” söyleşimizde intiharın anatomisini ve müntehir şairlerin psikolojilerini ve şiir örneklerini paylaşırken; Cenk Gündoğdu, Osman Çakmakçı ile “şiir ve deliliği” konuştu.

Geriye dopdolu yazınsal miras bırakan bilgelik ustası: İsmet Zeki Eyüboğlu bu sayımızda enine boyuna masaya yatırılıyor.

*

Nazım Hikmet, Özdemir İnce, Gülseli İnal, Enis Batur, Gültekin Emre, Veysel Çolak, Özkan Mert, Hayati Baki, Mustafa Ruhi Şirin, Yaşar Bedri, Ahmet Mercan, Yavuz Özdem, Hüseyin Alemdar, Ali Hikmet, Pelin Batu, Müştehir Karakaya, İrfan Yıldız, Uğur Olgar, Fadıl Oktay, Yunus Karakoyun, Nilüfer Açılan Yıldız, İsmail Aykanat, Güzzin Y.Şahinler, Rıdvan Yılmaz, Şahin Taş, Nilgün Marmara, Zafer Ekin Karabay… bu sayımızın yerli şairleri.

Soruşturmamıza katılan yazarlarımız: Zehra Betül Yazıcı, Ersin Nazif Gürdoğan, Yusuf Alper, Veysel Çolak, Yavuz Özdem, Rahmi Emeç, Metin Cengiz, Müştehir Karakaya..

Usta çevirmenlerimizden: René Char, Jean B.Des Périers, Mariella Radaelli, Alda Merini, Abir Zaki, Jaroslav Seifert, Jaroslav Seifert, Geoffrey Hill, Ömer Hayyam, Guıseppe Ungarettı, Cesare Pavese, Petya Dubarova, Paul Celan, Harod Hart Crane, Sarah Kay, Sergey A.Yesenin… gibi dünya şiir örneklerini paylaştık.

Türkiye ve dünya şiirinden zengin örneklerin yanı sıra Metin Fındıkçı’nın çevirisiyle ‘Çağdaş Arap kadın şairler’den son yüzyılın Arap şiirine geniş bir pencere açtık. Çevirisini yaptığı şairler: Nazik El Melaike, Fetva Tukan, Ayşe Basri, Vefa El Armani, Zabi Hamis, Ahlam Mustağnami, Sadiye Mafrah, İnaye Caber, Bahiş El Bedri, Rana Tunsi, Halide İsmail, Ayşe Arnavut, Ravda El Haç. Emel Musa, Zeliha Abu Reşit, Heda Ablan’ı sayabiliriz.

Yazılarıyla seferimize katılan yazarlarımız: D. Mehmet Doğan, Mahmut Erol Kılıç, Osman Çakmakçı, Gottfried Benn, Ulus Fatih, Zeynel Beksaç, Nedime Köşgeroğlu, Cem Sökmen. Öner Ciravoğlu , Öner Yağcı, Paul Valéry, Nurullah Ataç, Raif Özben

Tıpkıbasım orijinal mektuplarıyla: Cemal Süreya, Halikarnas Balıkçısı, M.Şerif Onaran, Subutay Hikmet, Cahit Külebi, İsmet Zeki Eyüboğlu hüzünlü, nostalji yolculuğuna çıkaracak bizi.

Haiku okulu, mini dosyası ve haiku örnekleri derlemesi meraklıları için bu sayımızda.

Sinema yazarlarımız: Ali Utku, Murat Ergin, Hüseyin Alemdar, Jason Koraljka Suton, Jason Hellerman, Tamer Uysal, Tuğba Aydın.

Bu sayımızın çiçeği burnunda hikayecisi: Kübra Sena Şen

Sayımızın görsel sanatçıları: Van Gogh resimleriyle; Hani Abbas, Mana Neyestani karikatürleriyle bizimle. Ve Hanzala; ‘kral çıplak!’ diyor

Fotoğraflarıyla: Metin Kalaycı, Ali Kahveci, Ali Fatih Akçay, Kemal Bulut, Sema Mermertaş, Varol Uzlu, görsel şiir denemesiyle Engin Turgut farkındalıklarını paylaşıyor.

22. sefer sayımıza dosya konumuzu: “   “ olarak belirledik.

Ocak-Şubat 2021 şiir ve yazılarınızla katılımlarınızı bekliyoruz.

NOT  : Yayın günümüzde İzmir bölgesinde vuku bulan deprem sevincimizi eksik bıraktı. Aramızdan ayrılanlara rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.  Geçmiş olsun Türkiye.

Y.B.Ö.



MOR TAKA